24 HAZİRAN 2018 SEÇİMLERİ, ADAYLAR, STRATEJİLER, SORULAR VE BEKLENTİLER

0
1937

 

16 Nisan 2017’de yapılan referandumda halk yaklaşık %51’lik bir oranla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini onayladı. Kabul edilen referandumda ayrıca meclis ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 3 Kasım 2019’da yapılacağı kararlaştırılmıştı.

Bu nedenle özellikle CHP ve İyi Parti’nin erken seçim çağrılarına Erdoğan ve iktidar kanadı daima seçimin zamanında yapılacağı şeklinde cevap vermekteydi. Buna rağmen bazı kesimlerde bir erken seçim beklentisi vardı. Ama bu beklenti oldukça cılızdı.

Bahçeli’den yeni bir sürpriz

Muhalefetin erken seçim çağrıları sürekli karşılıksız kalırken aslında yine bir muhalefet partisi olan MHP birinci hamlesi ile aylar önce cumhurbaşkanı adaylarının Erdoğan olacağını belirterek bir sürpriz yaptı ve Erdoğan’ın başka bir tercihte bulunabilme ihtimalini azalttı. Bir yandan da iki kutuplu yeni hükümet sisteminde yerini önceden belirleyerek, hükümet ve parlamento için bazı kazanımlar sağlamaya çalıştı.

İkinci sürpriz 17 Nisan 2018 tarihinde Milliyetçi Hareket Partisi Meclis Grubunda yaşandı. Devlet Bahçeli haftalık olağan konuşmasında daha önce iki kere yaptığı gibi (3 Kasım 2002 ve 16 Nisan 2017 referandumu öncesi) beklenmedik bir çağrı yaparak cumhurbaşkanlığı ile meclis seçimlerinin erkene alınmasını ve seçimlerin 15 Temmuz ya da 26 Ağustos 2018 tarihlerinin birinde yapılmasını önerdi. Cılız olan bir bu beklentiyi oldukça güçlendirdi.

Bahçeli’nin çağrısına yaklaşık 1.5 yıllık bir süresi olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’nın ne cevap vereceği merakla beklenirken, Erdoğan sonraki gün Bahçeli ile yapacağı görüşmeyi işaret etti.

İkili arasında yapılan görüşmede bir sürpriz daha ortaya çıktı ve Erdoğan seçimlerin daha da erken bir tarihte 24 Haziran’da 2018’de yapılmasına karar verdi. Belirlenen tarih Ak Parti ve MHP’li milletvekillerinin teklifi ile TBMM’de de kabul edilince ülke yeni hükümet sisteminin yeni başkan ve meclisini seçeceği ikili seçim sathı mahalline girmiş oldu.

Gerçeği söylemek gerekirse Erdoğan muhalefeti Bahçeli’nin önerisi ile bir bakıma ters köşede yakaladı ve çok hızlı bir seçim tarihi ile gardlarının adeta düşmesine yol açtı. Erken seçim için sürekli bastıran muhalefet bu kadar da erken seçim beklemiyordu.

Ak Parti ve MHP aylar öncesinden Erdoğan’nın cumhurbaşkanlığı adaylığı üzerinde uzlaşmışken, muhalefet henüz Erdoğan’nın karşısına çıkaracağı güçlü bir aday bulabilmiş değildi.

Bununla birlikte özellikle Erdoğan son birkaç aydır il kongrelerini adeta seçim mitingleri gibi yapmaktaydı ve kendi tabiri ile partisi üzerindeki metal yorgunluğunu dağıtmaya çalışmaktaydı. Parti kongreleri olmasına karşın basına yansıdığı kadarı ile gittiği illerde açık havalarda ciddi bir kitleye de hitap ediyordu.

Yaptırdığı düzenli anketlerle seçim hamleleri yapan Erdoğan özellikle Afrin operasyonu ile birlikte oylarının de yukarıya doğru yöneldiğini görmüş olmalı ki Bahçeli’nin seçim teklifini boş geçmedi bunu bir fırsat olarak değerlendirdi. 1.5 yıllık süresinden vazgeçerek seçim çağrısını kabul etti.

Seçimi oldukça erkene alan Erdoğan, muhalefetçe baskın seçim olarak nitelendirilen bu hamlesi ile adeta topu muhalefetin sahasına bırakarak bir bakıma onları hazırlıksız yakaladı.

Adaylar ve stratejiler

İktidar ve MHP’nin içinde yer aldığı cumhur ittifakı açısından Erdoğan’ın adaylığı kesindir. Bu da bu kanadı hazır, güçlü ve önde gösteren en büyük etkendir. Ama bu da yetmemiş olmalı ki muhalefeti kıstıracak, hazırlıksız yakalayacak bir erken seçim kararı ile var olan ciddi şans daha da güçlendirildi.

Diğer taraftan Erdoğan’ın ani ve yakın tarihli seçim kararı ilk başta muhalefetti sendeletmiş, bireysel refleks ve tepkiler vermelerine yol açmıştır. Bu kapsamda hemen Meral Akşener ve CHP’den iki kişi adaylığını ilan etmiştir.

Kısa süreli şaşkınlık ve dağınıklıktan sonra muhalefet yeni bazı stratejiler geliştirerek sahasına bırakılan topu en etkin ve verimli bir şekilde kullanma gayreti içine girmiştir.

Muhalefet partilerinden ikisi önce 2. Güneş Motel olayı (1977’de Adalet Partisi’nden 11 milletvekili bakanlık vaadiyle CHP’ye transfer edilmiş ve iktidarın Adalet Partisi’nden CHP’ye geçmesi sağlanmıştır ) olarak isimlendirilen hamlelerini yapmış ve CHP’den 15 milletvekili İyi Parti’ye alınarak İyi Parti’nin seçime girmesini garantileme yoluna gitmiştir.

Seçime kalan süre çok kısa olunca stratejiler de derin ve etkili olmak zorundadır. Özellikle muhalefetin fazla düşünecek zamanı bulunmamaktadır. Bu kısa zaman içinde seçimi ikinci tura taşıyacak hamleler üretmeye çalışmaktadır. Bunun için güçlü alternatif bir aday veya adaylar bulmayı arzulamaktadır.

Muhalefet bloğunun üzerinde uzlaşmaya çalıştığı isimler içinde eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İlhan Kesici, Meral Akşener isimleri geçmektedir. Ana muhalefetin lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun aday olup olmayacağı belirsizdir ve bu yönde sorulan sorulara cevap vermediği görülmektedir.

Muhalefet adaylığı için ismi geçenlerden biri Abdullah Gül’ü Saadet Partisi ikna etmeye çalışmaktadır. Saadet ve muhalefet bunda başarılı olur mu? Onu kardeşim sıfatı ile 2007 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday gösteren Erdoğan’a karşı aday yaptırabilir mi?

Bana göre çok zor ama imkânsız değil. Abdullah Gül sakin duruşu ve polemik içine girmekten kaçınan yapısı ile kazanamayacağı bir mindere çıkmak istemeyebilir. Yakın zamandaki bazı ifadeleri ile bile Erdoğan ile karşı karşıya gelmiş ve bunu sürdürmekten kaçınmışken sonu belirsiz daha yıpratıcı bir sürece girmesi mantıklı görünmüyor.

Ama siyaset her zaman sürprizlere gebedir. 2000 yılında Abdullah Gül’ün yenilikçi kanadın adayı olarak Necmettin Erbakan’a rağmen Fazilet Partisi genel başkan adayı olduğunu da unutmamak gerekir. Zira bu durum Milli Görüş partileri için fazlaca yaşanan bir durum değildi.

O gün Erbakan hoca yanlılarınca çok fazla eleştirilen ve nitekim bir süre sonra partiyi terk eden Abdullah Gül bugün hocanın aynı arkadaşları tarafından bir başka eski arkadaşları Erdoğan’ı yenmenin yegâne umudu haline gelmiş görünüyor ve ikna edilmeye çalışılıyor.

Hangi adayın şansı ne olur?

Abdullah Gül bir şekilde aday olmayı kabul ederse Erdoğan’a karşı şansı olur mu?

Muhalefet onu tek aday gösterir mi?

CHP’liler 2007’de ona karşı ortaya koydukları yoğun muhalefeti, 367 vakasını, cumhuriyet mitinglerini, e-muhtıraya götüren süreci unutup oy verir mi?

Birkaç yıldır ben MHP başkanı olacağım, olmayınca İyi Partiyi kurup başbakan ve son olarak da cumhurbaşkanı olacağım diyen Meral Akşener’i önceden ilan ettiği adaylıktan vazgeçmeye ikna eder mi?

HDP kimi aday gösterir, Abdullah Gül’e birinci ve ikinci turda oy verir mi?

Eğer muhalefet bloğu ilk turda bir aday üzerinde uzlaşamasa ve herkes kendi adayını çıkarırsa ikinci tura kalması muhtemel adaya kim ikinci turda ne kadar destek verir bu da ayrı bir muamma. Erdoğan ile ona göre zayıf kalacak bir adayın ikinci tura kalması halinde muhalefet oylarının bir kısmının Erdoğan’a kayması kaçınılmazdır.

Eğer ikinci tura kalınırsa Erdoğan’a karşı kanaatimce en şanslı aday kabul etmesi halinde Abdullah Gül’dür. Ama yukarıda da belirttiğim gibi hem CHP, hem İyi Parti hem Saadet hem de HDP’lilerin tamamı ona oy vermez seçmenlerin bir kısmı Erdoğan’a da verecektir.

Benzer bir durum Meral Akşener veya CHP’nin göstereceği ve ikinci tura kalacak diğer aday için de geçerli olacaktır. Yani bunlar da bütün muhalif seçmenlerden oy alamayacaktır.

Birinci turda muhalefetin göstereceği birden fazla aday belki Erdoğan’a yönelecek oyları kısmen çekebilir ama güçlü olmayan bir adayla seçimi ilk turda kaybetmeleri de büyük bir olasılıktır. Kanaatime göre seçim ilk turda tamamlanacaktır. İkinci tura kalması halinde Erdoğan’nın daha fazla oy alacağını düşünüyorum.

Anlayacağınız iktidar veya cumhur ittifakı hazırlığı ve önceden bilinen güçlü adayı münasebetiyle cumhurbaşkanlığı seçiminde birkaç adım önde görünüyor. Muhalefet için aynı şeyi söylemek oldukça güç.

Eğer cumhur ittifakı seçimi önde bitirebilirse pozisyonunu içerde ve dışarda oldukça güçlendirmiş olacaktır. Bunu ilk turda başarabilirse gücünü perçinlemiş olacaktır. % 50’nin üzerindeki her puan buna daha fazla katkı sağlayacaktır.

Buna karşın muhalefet bir sürü benzemezden herkesi tatmin edebilecek bir aday üretmeye çalışmaktadır. Bu gayret belki parti liderleri için Erdoğan’dan kurutulmanın etkili ve mantıklı bir yolu olarak görünüyor olabilir. Ama unutmayalım ki parti tabanları için bu yol aynı biçimde mantıklı karşılanmayabilir ve nitekim karşılanmayacağı fikrindeyim. Yana yana görüntü vermek istemeyen ve aynı parantez içinde bulunmaktan kaçınan partiler var (İyi Parti ve HDP gibi). Hal böyle olunca uzlaşmaları da kolay olmayacaktır.

Parlamento’da durum ne olur?

Bilindiği gibi yeni sistem bir tür başkanlık sistemi olduğu için yasama ve yürütme ayrı ayrı seçilecektir. Buna rağmen çıkarılacak yasalar bakımından parlamentoda üstünlüğü sağlamak da çok önemlidir.

Parlamento da hangi parti ne kadar oy alır? Bana göre partilerin alacakları oylar cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aldıkları oylardan bir miktar farklı olur. Bazı seçmenler cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oylarını bir partiye veya onun adayına parlamento seçiminde ise başka bir partiye kullanacaktır. Ama bunun çok ciddi bir oran olacağını düşünmüyorum. Cumhur ittifakı ve özelde Ak Parti parlamentoda da yasaları kolaylıkla çıkarabileceği bir sayısal üstünlük elde eder.

İyi Parti ve Saadet ittifak yapmadan tek başlarına meclise girerler mi? Oldukça zor. Saadet bugünkü oylarının birkaç puan üzerinde oy alabilir ama bu artış onu meclise taşımaya yetmeyebilir.

İyi Parti için de benzer bir şey söyleyebilirim.

Baraj altında kalması muhtemel partilerden biri de HDP’dir. Çünkü koşullar onun için oldukça değişmiştir ve aleyhine görünmektedir.

Parlamento seçimlerinde de en az cumhurbaşkanlığı seçimi gibi adaylar önemli olacaktır. Hatta bu önem iki seçimde kısmi farklı oy tercihlerine sebep olacaktır.

Bölgemizdeki durum

Bölgemiz açısından durum nedir? Bu sorunun cevabı HDP seçmeninin sessizliği nedeniyle kolay değildir. Belirsizlik tahmin yapmayı güçleştirmektedir. Bununla birlikte daha önceki yazılarımızda YÖRSAM olarak yaptığımız anketler bağlamında bölgemizde partilerde ciddi oy kaymaları olmadığını belirtmiştik. Yine o anketlere ve kayyumların yaptığı belediyecilik hizmetlerine bağlı olarak Ak Parti tarafında bölge düzeyinde bir oy yükselmesinin görüldüğünü ifade etmiştik. Nitekim son iki seçimde de sonuçlar bu yöndeydi. Ama Ak Parti tarafında sağlanan bu artış HDP’yi daha ne kadar aşağı çeker sorusu cumhur ittifakı adayının vereceği mesajlara bağlı. Güçlü mesajlar ivmeyi biraz daha yukarı yönlendirme potansiyeli taşımaktadır.

Diğer taraftan HDP’nin işinin eskisi gibi kolay olmayacağı da aşikârdır. Özellikle 7 Haziran 2015’te elde ettiği rüzgârın yarısı bile hissedilmiyor. Devletin kırsaldaki etkinliği, oluşan güvenlik ortamı HDP’den bir miktar daha oy koparabilir ve seçime tek başına girmesi halinde onu baraj altında bırakabilir.

Hüda-Par şimdilik seçime giremiyor gibi. Parti yetkilileri bu sorunu çözmeye çalışmaktadır. Hüda-Par’ın seçime girmemesi halinde oyları büyük ölçüde Ak Parti’ye kayacaktır. Girmesi durumunda da cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tercihlerinin Erdoğan’dan yana olacağı güçlü ihtimaldir.

Yazıya son verirken bütün bu değerlendirmelerin seçimden tam iki ay önce bugünkü parametreler bağlamında yapıldığını belirtmek gerekir. Zira siyasette bir gün bile çok uzundur. Yaşanacak olası ve küçük değişiklikler bile büyük sonuçlar doğurabilir. Siyasi tarihimiz bu örneklerle doludur.

Huzurlu, güven içinde ve her halükarda ülkenin kazanacağı bir seçim olması, kardeşliğin galip gelmesi umudu ile hoşça kalınız.

PAYLAŞ
Önceki İçerikCUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’IN DİYARBAKIR MİTİNGİ ve 2019 SEÇİMLERİNE OLASI YANSIMALARI
Sonraki İçerik24 HAZİRAN 2018 SEÇİMLERİ ANKETİ (5-13 MAYIS 2018 / 1744 KİŞİ İLE YÜZ YÜZE)
Doç. Dr. Yılmaz DEMİRHAN
Doç. Dr. Yılmaz Demirhan, 1998’de İnönü Üniversitesi İİBF Kamu Yönetimi Bölümünden mezun oldu. 1999’da Niğde Üniversitesi İİBF Kamu Yönetimi Bölümüne Araştırma Görevlisi oldu. 2003’te Yüksek Lisans ve 2011’de Doktorasını Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Yönetim Bilimleri Anabilim Dalında yaptı. 2011’de Dicle Üniversitesine Yardımcı Doçent olarak geçti. 2015’te Doçent oldu. Halen Dicle Üniv. İİBF Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde görev yapmaktadır. Akademik ilgi alanları Kamu Yönetimi Teorisi, Kamu Yönetimi Örgütlenmesi, E-Devlet, Kamu Personel Yönetimi ve Yoksulluk gibi konulardan oluşmaktadır. 2016 - 2018 tarihleri arasında Yeni Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin başkanlığını yürüttü. 2018 Şubat ayından itibaren YÖRESEL ARAŞTIRMALAR MERKEZİ (YÖRSAM)'nin başkanlığı görevini üstlenmiştir.

CEVAP VER