Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Diyarbakır Mitinginden Akılda Kalanlar

0
4047

16 Nisan 2017’de yapılacak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi referandumu hazırlıkları kapsamında cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dün (1 Nisan) Diyarbakır’daydı.

Diyarbakır’daki buluşma hem Kürtlerin yoğun olduğu hem de Türkiye’deki Kürt Siyasal düşüncesinin merkezi olarak kabul edilen bir ilde yapıldığı için herkes tarafından merakla beklenen bir özelliğe sahipti. Cumhurbaşkanının çözüm sürecine, bölgeye, siyasete, kültürel yaşama, temel hak ve özgürlüklere dair vereceği mesajlar büyük öneme arzediyordu.

Çünkü bölgeye dokunur yeni mesajlar vermesi halinde referandumda eli güçlenecek, evet oyları (hali hazırda % 30-35’ler düzeyinde seyreden oranın) üzerine belki 5 belki de daha fazla puan ekleyecekti.

Nitekim daha önceki seçim dönemlerinde bölgedeki sorunu ve barışı önceleyen mesajlar Ak Partiyi bölge illerinde ciddi bir siyasal aktör haline getirmiş, hatta pek çok ilde birinci yapmıştı.

Bunun üzerine çözüm/barış/ kardeşlik süreci başlamıştı. Ancak özellikle PKK kanadının sürecin tamamlanmasında yavaş davranması, sürekli süreci bozma tehdidinde bulunması, Suriye’de kendisi için doğan fiili durum ve elbette buna eşlik eden hükümet kanadındaki bazı yanlışlar herkesin umut bağladığı ülkenin, bölgenin yıllardır arzuladığı süreç bozuldu.

Yaklaşık iki yıl adeta bir bahar havası içinde devam eden barış süreci yeniden çatışmalı bir forma evirildi.

Bir bakıma Arap Dünyasında başlayan ve daha sonra kara kışa çevirtilen Arap Baharının sonuçları Türkiye’nin de baharını zehirlemişti.

Yukarıda sıraladığım nedenlerle beklenen bu buluşma için Erdoğan, Van Mitingini iptal edince Diyarbakır mitinginin de iptal olacağı bilgileri dolaşmaya başladı, buna güvenlik vb. sebepler de eklenince mitingin yapılıp yapılmayacağı son güne kadar merak ediliyordu.

Mitingin yapılması kesinleşince erken saatlerde Diyarbakırlıların mitinge nasıl bir ilgi göstereceğini görmek üzere miting alanına doğru gittim. Gözüme çarpan ilk izlenim yoğun bir güvenlik önlemi alınmış olmasıydı. Yoğun iç ve dış tehdit ile karşı karşıya olan cumhurbaşkanının bu derece korunması doğal karşılanmalıydı.

Diğer gözlemim halkın mitinge göstermiş olduğu yoğun ilgiydi. Bazılarına göre çevre illerden katılanlar da vardı. Ancak ben miting alanına girebilmek için en az yarı kısmını zorunlu olarak etrafından dolaştım. Bu sırada çevre illerden ciddi bir katılıma şahit olmadım. Kaldı ki varsa böyle bir katılım önceki mitingler ve her parti için geçerli bir durumdur bu. Aynı çevresel katılım bütün partilerin miting benzeri diğer etkinliklerinde de beli ölçülerde gözlemlenmektedir.

Ne olursa olsun önceki mitinglerinde mevcut alanın yarısı dolabiliyorken bu sefer alan öncekilerin en az iki katı dolu görünüyordu. Alana girmek için en az üç arama noktasından geçmek gerektiği ve bu da en az yarım saat sırt sırta uzun bir bekleme süresi gerektirdiği için vatandaşların bir kısmı alana girme imkânı bulamadı, çevreye dağıldı. Bir kısmı ise alana girmeden geri döndü.

Hatta alanın arka tarafları bile hayli yoğun olduğu için ben alana girmeyi beklerken çok sayıda kadının yoğunluktan bunaldığı için alandan güçlükle ayrıldığına şahit oldum.

Miting biraz gecikmeli başladı, cumhurbaşkanı önce Karayolları içinde yer alan Türkiye’nin en büyük camilerinden birinin temelini attı. Ardından yakınındaki alana geçti, kendisinden önce yapılan protokol konuşmalarının ardından büyük bir coşku karşısında sahneye çıktı. Sahneye çıkması ve alandaki yoğun katılımı görmesi ile yüzüne yansıyan sevinç hemen kendini gösterdi.

Belki de bundan ve kendisinden bekleneni karşılamak için ilk mesajı barış beklentisine yönelikti.

Biz Barış Fedaileriyiz, Silahı Bırak Her şeyi Konuşalım

Erdoğan barış beklentisi ve HDP kanadının barışı dillendirmesini elinde silah olanlarla, lafla barış olmaz diyerek karşılık verdi. Ancak barışın tek fedailerinin kendileri olduğunu, bundan sonra da olacaklarını belirterek bir umut da vermiş oldu. Ardından umdu biraz daha güçlendirdi.

“Söyleyecek sözü olan, projesi olan, derdi olan herkesle konuşmaya, yürümeye hazırız, tek şartımız var kimsenin elinde silah olmayacak kimse ülkeyi bölmeye kalkmayacak” Mealen silahı bırak gel her şeyi konuşalım şeklinde sözler sarf etti.

Belki de alanın beklediği mesaj ikinci cümlede gelmişti. Ama bu yeni bir şey miydi? Erdoğan ilk kez mi bunu söylüyordu tabi ki hayır. Erdoğan 2013’te başlayan çözüm sürecinin başından beri silah bırakmayı çözümün ilk şartı olarak görüyordu. Hatta ilk önce PKK mensuplarının ülkeyi silahları ile terk etmesi istenmiş, Öcalan, 2013 yılında Diyarbakır’da büyük katılımla gerçekleşen Nevruz Etkinliklerinde silahlı üyelerine bu yönde çağrı yapmış, ardından örgüt mensuplarının Türkiye’yi terk etmesi için bir beklenti olmuş ve hatta bir miktar çekilme gerçekleşmişti.

Daha sonra Kandil’in söylemleri ile çekilme önce yavaşladı ardından tamamen durdu. Yukarıda da izah edildiği gibi Suriye’de PKK düşüncesi için ortaya çıkan fiili durum da eklenince ve onu takip eden koşullar çözüm sürecinin şimdilik durmasına neden oldu. Şimdilik diyorum zira referandum ardından yeni bir süreç başlayabilir, bunu hem bazı saha araştırmalarına, hem halktaki beklentiye hem de cumhurbaşkanının son ifadelerinden çıkarıyorum.

Her ne kadar cumhurbaşkanının çözüm sürecinin yeniden başlaması için öne sürdüğü şart yeni olmasa da uzun süredir bunu dillendirmiyordu. Bu da referandum sonrası yeni bir sürecin başlaması ihtimalini ortaya koyuyor. Bana göre evet de çıksa hayır da çıksa bu yönde yeni bir çalışma başlama olasılığı yüksek.

Halkın beklentisi zaten çok yüksek bunu YORSAM olarak Diyarbakır, Mardin ve Batman gibi HDP seçmenin yoğun olarak bulunduğu illerde yaptığımız saha araştırmalarında da görüyoruz. Parti ayrımı olmaksızın vatandaşların kahir ekseriyeti böyle bir beklenti içindedir. Yalnız şunu da belirtmeliyim ki vatandaşların çözüm ve barış sürecinden beklentisi büyük ölçüde çatışma sürecinin sonlanması ve bölgede halkın çekinmeden güven içinde yaşamını sürdürmesi üzerine kuruludur.

Bu sağlandıktan sonra halkın gerçek gündemi aslında Türkiye’nin gündemi ile benzerlik göstermektedir. Halk aş, iş, huzur, sağlık vb. diğer kamusal hizmetlerin kendisine en iyi şekilde sunulmasını öncelemektedir.

Biz Diyarbakır’ı Alenen Sevdik, Diyarbakır Kalbimizdir…

Cumhurbaşkanın mitingde sarf ettiği diğer ifadeler de önemliydi. Genel itibari Diyarbakırlıların gönlüne ve kalbine dokunmak için hazırlanmış bir konuşma metniydi.

Cumhurbaşkanının

Diyarbakır Türkiye’nin mührüdür,

Diyarbakır kalbimizdir, Diyarbakır’ı bizden alan kalbimizi sökmeye çalışıyor

Biz şairin dediğinden farklı olarak Diyarbakır’ı alenen sevdik, seviyoruz

şeklindeki ifadeleri elbette çok önemli olup, mutlaka ama bugün ama yarın karşılığını muhatabında bulacaktır.

Kullanılan sevgi ve kucaklayıcı dil elbette seçmene daha fazla etki etmektedir.

Cumhurbaşkanının

Mideye, ekonomiye dair sözleri de vardı elbette.

Sur ilçesinin bir turizm merkezi haline getirilmesi,

Diyarbakır’a yapılan ve yapılacak yatırımlardan bahsetmesi,

Bazı ilçelerin doğalgaz kavuşacak olması, şehir hastanesi vb. bu türdendi.

Peki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu buluşması sonrası özelde Diyarbakır genelde ise bölge düzeyinde evet oylarında bir değişim olacak mı kanaatimce evet. Özellikle daha önce Ak Partiye oy veren ama son iki seçimde Ak Partiden ayrılıp HDP’ye giden oyları geri döndürmesi büyük bir olasılığa dönüşmüştür.

Bununla birlikte HDP’den kopmuş ama kararsız duran seçmenlerden bir kısmı da oyunu evet yönünde kullanabilir.

Referandum sonucu ne olursa olsun sonrasında Türkiye ve bölgemizde daha güzel gelişmelerin olması umuduyla.

PAYLAŞ
Önceki İçerikYORSAM Toplantı
Sonraki İçerikDiyarbakır mitingi, çözüme kapı araladı
Prof. Dr. Yılmaz DEMİRHAN
Prof. Dr. Yılmaz Demirhan, 1998’de İnönü Üniversitesi İİBF Kamu Yönetimi Bölümü'nden mezun oldu. 1999'da YÖK tarafından yapılan merkezi sınavda başarılı olarak ve yaptığı tercihe istinaden Niğde Üniversitesi İİBF Kamu Yönetimi Bölümü'nde Araştırma Görevlisi oldu. Aynı yıl 6 ay süreyle ODTÜ Yabancı Diller Yüksek Okulu'nda İngilizce hazırlık eğitimi aldı. 2003’te Yüksek Lisans ve 2011’de Doktorasını Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Yönetim Bilimleri Anabilim Dalında yaptı. 2011’de Dicle Üniversitesi'ne Yardımcı Doçent olarak geçti. 2015’te Doçent, 2020 yılında ise Profesör oldu. Halen Dicle Üniv. İİBF Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünde görev yapmaktadır. Ve aynı zamanda Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü görevini yürütmektedir. Akademik ilgi alanları Kamu Yönetimi Teorisi, Kamu Yönetimi Örgütlenmesi, Hükümet Sistemleri, Seçim ve Kamuoyu Araştırmaları, E-Devlet, Kamu Personel Yönetimi ve Yoksulluk gibi konulardan oluşmaktadır. 2016 - 2018 tarihleri arasında Yeni Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin başkanlığını yürüttü. 2018 Şubat ayından itibaren YÖRESEL ARAŞTIRMALAR MERKEZİ (YÖRSAM)'nin başkanlığı görevini üstlenmiştir.

CEVAP VER