Nasıl bir başkanlık sistemi… Başkanlık, yarı başkanlık ya da partili cumhurbaşkanlığı…

0
3191

Başkanlık Sistemi Türkiye siyasetinde gündemden düşmeyen ve çok tartışılan bir konu haline geldi.

Başkanlık sisteminin söylem olarak geçmişi eski olup, bu sisteme geçişin gerekliliğini üst perdeden ilk söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan değildir. Süleyman Demirel ve Turgut Özal da Türkiye’nin başkanlık sistemine geçmesini istemişlerdi. Mecliste parlamenter sistemin iyi çalışmadığını, koalisyon hükümetlerinin işlemediğini, ülkenin gelişememesi önündeki engelin mevcut sistem sorunu olduğunu söylemişler ve bu konu Özal’dan itibaren de sıklıkla gündeme gelmiştir.

Özellikle 2007 yılında Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi ile ilgili anayasa değişikliği ve Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 2014 yılında halkoyu ile Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra bu konu gündemdeki yerini artan bir şekilde devam ettirmektedir. Peki bu durum nelere yol açmıştır. Halkın iradesi ile seçilen Cumhurbaşkanı’nın yetkili ama sorumsuz konumda kalması ya da bu konumundan uzaklaşabilmesi için anayasal konumunun yeniden düzenlemesi gerekliliği ortaya çıkmıştır.

Her ne kadar sistemin adı parlamenter demokrasi olsa da, aslında Türkiye toplumu 2002’den beri yalnızca lidere çok önem verdiğini göstermiştir. Çünkü parti başkanlarının zayıf olduğu bir durumda, güçlü hükümetler görmek neredeyse imkansız olmuştur.

7 Haziran 2015 seçimlerine katılım yüksek olmuş, bir parti oyların %40’ını almasına rağmen bir kriz ortamı oluşmuş ve hükümet kurulamadığı için bu kriz ancak seçimle aşılmıştı. Bir parti çoğunluğu alsa da hükümet kurulamayabiliyor. Başkanlık sisteminin bir diğer avantajı da ülkede sık sık seçime gidilmesinin önlenmiş olmasıdır.

Çünkü başkanın görevini sürdüremeyecek derecede hasta olması ya da başkanın görevden alınmasını gerektirecek bir anayasal suç oluşmadığı sürece, seçimler ve seçimlerin yapılma aralıkları önceden bellidir. Başbakan da Cumhurbaşkanı da aynı zamanda “Başkan” olduğundan ve her seçimden sonra da hükümet mutlaka kurulduğu için ülke gereksiz yere seçimlere girmeyecek ve ekonomik duraksama yaşanmayacaktır.

Temsilde adaletin sağlanabilmesi için farklı seçim sistemleri geliştirilmeye çalışılsa da, parlamenter demokrasiler krizlere her zaman gebedir. Türkiye gibi etnik, sınıfsal ve mezhepsel farklılıkların fazla ve kültürel çeşitliliğin çok olduğu ülkelerde koalisyonların her seçimde olabileceği ihtimalini güçlendirmektedir. Yürütmede istikrarın sağlanabilmesi için aslında bir değişikliğe gidilerek bu tür sistemsel sorunlar aşılabilir.

Çünkü başkanlık sisteminin tek bir kazananı var ve başkan mutlaka hükümeti kurar, koalisyon olma ihtimali yoktur. Bunu yaparken kuvvetler ayrılığını daha fazla güçlendirecek, yasama ve yürütme organları arasında çatışma riskini azaltacak bir modellemeye gidilmesi gerekir. Başkanlık sistemlerinde bu risk her zaman vardır.

Başkanlık sistemi ilk kez Krallık yönetimine bir alternatif olarak Amerika’da uygulanmıştır. Amerika’da başkanlık, Almanya’da parlamenter ve Fransa’da ise yarı başkanlık liberal demokrasilerde uygulanabilirliği olan hükümet sistemleridir. Zaten bu sistemleri uygulayan ülkeler demokratik ülkeler olarak bilinmektedir.

Başkanlık sistemine siyasi elitlerin temkinli yaklaşmasının veya çok tartışmaya açılmasının başka sebepleri de var. Başkanlık sisteminin federal yapıya kapı aralayıp üniter yapıyı değiştirerek ülkenin bölünmesine ve yine tek adam yönetimi ile otoriterleşmeye yol açabileceği tartışmaların odak noktasını oluşturmaktadır. Latin Amerika ülkeleri bunun olumsuz örnekleri olarak bilinmektedir.

ABD’deki başkanlık sistemi ile diğer ülkelerdeki başkanlık sistemleri farklı olduğu için, hangisini istediğimize karar vermemiz gerekir. “Etkin yönetim”, “siyasal istikrar” ve “temsilde adalet”in sağlanabildiği, kuvvetler ayrılığından ödün verilmeyip bunun denge ve denetleme (checks and balances) mekanizmaları ile desteklendiği, Türkiye siyaset sosyolojisinin dinamiklerini de göz önünde bulunduran bir sistem hedeflenmelidir.

Mevcut parlamenter sistemin sekteye uğradığı dönemler gereksiz zaman kayıplarına ve vesayetçi yapıların siyasal alana müdahalesiyle demokrasi kültürünün gelişememesine yol açmıştır. Yönetimde istikrarı sağlayarak daha demokratik Türkiye hedeflerine ulaşmak için, misyon ve vizyonumuzu güçlendirmenin yolu parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçiştir.

Geçmişteki tartışmaların yüzeysel kaldığı ve doğru bir şekilde ilerlemediği söylenebilir. Başkanlık sistemine geçişte yapılması gereken bir ülkenin sisteminin kopyalanmasından ziyade ülkenin iç dinamiklerinin de göz önüne alınarak farklı argümanları geliştirmek ve başkanlık sistemine geçişin sağlıklı bir zeminde yürütülmesine ihtiyaç vardır. 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aslında bağımsız adayların olmadığı ve siyasi partilerin desteklediği adayların olduğunu göz ardı etmemek gerekiyor.

Partili Cumhurbaşkanlığı modelinin bir simülasyonunu Türkiye şu an yaşıyor ve bu modelin toplumsal bir mutabakat ile sancısız ve uygulanabilir bir model olabileceğini hatırda tutmakta fayda var. Başkanlık sistemini halkçı bir anayasa ile de taçlandırmak 2023 hedeflerine ulaşabilecek güçlü Türkiye’nin yolunu açacaktır.

CEVAP VER